23 Şubat 2019 Cumartesi

Dünya Dönüyorsa


 Meral Korkmaz
 İsveç

Yıllardır tanışırız arkadaşla fakat hep bir yerlerde tesadüfen karşılaşırız.
Ev ziyaretlerimiz hiç olmadı.
Arada arayıp sormayız birimizi.
Gördüğüme sevindiğim bir tanıdık olarak kaldi kendisi.
Aramızdaki uzun yolculuk mesafesinden kaynaklanmış olmalı bu durum.
Dün yine tesedüfen Türk marketinde karşılaştık .
Görünüşümden rahatsızlığım çok belli olduğundan anlatmak zorunda kaldım durumumu.
Artık kronikleşmiş boyun fıtığı ve romatızma ağrılarımla baş edebilmem için doktorumun merkezi sinir sistemine etki eden bir ilacı reçete ettiğini ve aylardır kullandığım bu ilaçı bırakma evresinde olduğumu
İlaç yoksunluğundan dayanılmaz derecede mide bulantısı,kasılma ve baş dönmesi yaşadığımı.
Ruh haliminse parçalı bulutlu olduğunu.
”Eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar.
Aynı ilacı bende kullandım .gerek alışma evresinde gerek bırakma evresinde bir ay boyunca eşim koltuk değneği gibi beni taşıdı.
Sinir krizleri mi atlatmadım ,bir kaç geceye bir acilde mi sabahlamadım.
Nasıl zor bir süreç çok iyi biliyorum.
Sen maşallah dirençlisin bu halinle ayaktasın” dedi.
Sonra ekledi,
O işin çaresi bende .
O günlerde bitkisel bir çay yolladı annem Türkiye’den .ilacın yoksunluk etkilerini azaltmama yardımcı oldu .
Bir miktarı duruyor hala ve muhakkak gelip almalısın”.
O iş zor ,bu halinmle taa oralara gelemem dedim .
”Benim ehliyetim yok ,çocuğu gün içinde dişciye götürmem gerekiyor.
Şöyle yaparım,eşim yarın sabah işe giderken bırakır”.
Gerek yok falan dedim.Aslında pek de ihtimal vermedim.
Götürüp götüremeyeceğini sormadığı kocasının onca yoldan sabahın köründe çay getirme zahmetinde bulunacağına.
Sabahın köründe çöp arabasının sesine uyandım.
Duvarları tuta tuta dışarı çıkıp biraz temiz hava alayım derken kapının koluna iliştirilmiş poşeti gördüm.
Beyefendi herhalde yakınlarda çalışıyor işe giderken bırakmış olmalı diye düşündüm.
Teşekkür etmek için aradığımda öğrendim ,eşinin işine giden yolun buralardan geçmediğini.
Hatta şehrin bu tarafının evine olduğundan işine daha fazla uzak mesafe olduğunu.
Gidiş geliş neredeyse iki saatini almış olduğunu.
Çayı bırakabilmek için tatlı uykusundan iki saat erken uyanmış beyefendi.
Karısının çektiği ilaç yoksunluğunu hiç tanımadığı başka birinin çekiyor oluşuna gönlü razı gelmemiş.
Karısı, arkdaşı bile sayılmayacak bir tanıdığına çayı götürmesini rica etti diye.
Dünya dönüyorsa işte böylesine sevginin,saygının ne olduğınu bilen güzel insanlar hatrına dönüyor.
Hayat arkadaşlığın aynı çatıyı paylaşmak değil aynı yolda omuz omuza el ele istekle ve sevgiyle yürüyebilmek olduğunu hatırlattığımız için teşekkür ederim . 
Bu dünya güzelse sizin gibi birbirini ve hayatı güzelleştiren insanlar sayesinde güzel.
Hiç tanımadığı biri için sırf karısı istedi diye iki saatlık yolu göze alan beyefendinin ödününde sayğıyla eğiliyorum.
Eşi rica etti diye sabah işe yetişme teşaşı arasında değil iki saatlık yola çay götürmek
mutfaktan bir bardak su verirken bin naz bin laf eden eşleri gördü bu gözler.
Sorsan hepsi aşık hepsi seviyor ve iyi aile babası.
Sevginin emek ve fedakarlık olduğunu bilenlere selam olsun.
Paranın alabildiği şeyleri alarak iyi bir eş olduğunu zannederek ve kendini sevmekle meşğül olanları Allah islah eylesin.


4 Ekim 2017 Çarşamba

Profesör, yüksek lisans öğrencilerine pazarlama kavramlarını anlatıyor:

1. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz ve yanına   giderek "Çok zenginim. Evlen benimle!"dediniz. Bu,  doğrudan pazarlamadır
2. Bir grup arkadaşınızla katıldığınız  partide büyüleyici bir kız gördünüz. Arkadaşlarınızdan biri kızın yanına  gitti ve sizi işaret ederek kıza "O çok zengin. Evlen onunla!" dedi. Bu,reklamdır.  
3. Katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz ve  yanına gidip telefon numarasını aldınız. Ertesi gün arayıp "Çok  zenginim. Evlen benimle!" dediniz. Bu, telepazarlamadır.  
4. Katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz. Kalkıp kravatınızı düzelttiniz,ona doğru  yürüyüp içkisini tazelediniz,arabanın kapısını açtınız, çantasını  düşürünce eğilip aldınız,küçük bir gezinti teklif ettiniz ve sonra "Bu  arada ben çok zenginim. Benimle evlenir misin?" dediniz. Bu, halkla  ilişkilerdir.  
5.Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız  gördünüz. Yanınıza geldi ve "Duyduğuma göre çok zenginmişsiniz. Benimle  evlenir misiniz?" dedi. Bu, marka bilinirliğidir.  
6.Katıldığınız  bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp "Ben çok  zenginim. Evlen benimle!" dediniz. Suratınıza okkalı bir tokat  yapıştırdı. Bu, müşteri geribildirimidir.
7. Katıldığınız bir  partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp "Ben çok zenginim.  Evlen benimle!"dediniz. O da sizi kocasıyla tanıştırdı. Bu, arz-talep uyuşmazlığıdır.  
8. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız  gördünüz. Yanına yaklaştınız, ama siz birşeyler söyleyemeden önce biri  gelip ona "Ben çok zenginim. Benimle evlenir misin?" dedi ve kız onunla gitti. Bu, sizin pazar payınıza göz koyan rekabettir.
9.Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp   "Ben çok zenginim, evlen benimle!" diyecekken karınız geldi. Bu, yeni  pazarlara girememektir.

Çatlak Testi

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine.
Bu testilerden birinin yan kısmında bir çatlak varmış…
Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış; ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve.
Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış. İki sene her gün bu şekilde geçmiş.
Adam her iki testiyi de suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış.
Tabi ki kusursuz, yani çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyor muş.
Fakat zavallı çatlak yani kusurlu testi, çok utanıyormuş bundan.
Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için çok üzülüyormuş. İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:
“Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor… Sen boşuna taşıyorsun beni demiş”
Adam gülümseyerek dönmüş testiye; Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu ama.
Kusursuz testinin tarafında ise hiç bir şey yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyorum… Senin tarafına ben çiçek tohumları ektim…
Her gün o yolda su taşırken, sen onları hep suladın… 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp evimi, duvarımı, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, yani o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim” diye cevap vermiş…
İşte aslında hepimiz birer çatlak testiyiz ve Her birimizin kendine has kusurları vardır. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren…
Bu nedenle Etrafımızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenmemiz gerekir…
Onlardaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görürsek mutlu oluruz…
Yıllar önce Dale Carnegie demişti ki:
Herkese portakal gelirken, niye bana ekşi limon geldi?” diyeceğinize, limonunuzla limonata yaparak herkesten farklılığı yaşayın…
Hz Mevlâna da der ki; “Kaderimi ben seçmedim, Rabbim ikram etti Elhamdülillah!
“İyiyim desem yalan olur, kötüyüm desem inancıma dokunur. En iyisi şükre vurayım dilimi, belki o zaman kalbim kurtulur”
Dua’m belli, Duyan belli, Gerisi Takdiri İlâhi…

28 Eylül 2017 Perşembe

İKİ ŞEY

Kilise tarafından yakılarak öldürülen Giordano Bruno (1548- 1600) Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biri olup evrensel ve zaman mefhumundan uzak "iki şey" öğretisi kulağa küpe olacak cinsten.
İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir:
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
...
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller:
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirmek
2- Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar:
1- İradeye hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
İki şey 'Ekstra Değer' katar:
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır:
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar:
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır:
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller:
1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir:
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)
İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne
2- Baba
İki şey geri alınmaz:
1- Geçen zaman
2- Söylenen söz
İki şey ulaşmaya değerdir:
1- Sevgi
2- Bilgi
İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir:
1- Nefes alabilmek
2- Nefes verebilmek
"Allah, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır"
"Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah'ı kullanırlar. "
Giordano Bruno (1548- 1600)

KIZILDERİLİLERİN ŞEREF YASALARI

1 – Dua etmek için güneşle birlikte kalk. Tek başına dua et, sık sık dua et. Büyük Ruh dinler, eğer sen sadece konuşursan.
2 – Yollarında kaybolmuş olanlara karşı anlayışlı ol. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve açgözlülük, kayıp bir ruhtan kaynaklanır. Rehberlik bulmaları için dua et.
3 – Kendini, kendi kendine araştır, keşfet. Başkalarının senin yolunu senin için belirlemelerine izin verme. O senin, sadece senin yolundur. Diğerleri o yolu seninle birlikte yürüyebilirler, fakat hiç kimse o yolu senin için yürüyemez.
4 – Misafirlerine evinde saygıyla davran. Onlara en iyi yiyeceklerini ver, en iyi yatağı ver ve onlara saygı ve onurla muamele et.
5 – Herhangi bir kişiden, bir topluluktan, bir çölden ya da bir kültürden olsun, senin olmayan şeyi alma. O ne kazanılmıştır, ne de verilmiştir. Senin değildir.
6 – Yeryüzü üzerindeki her şeye saygılı ol – ister insan, ister bitki olsun.
7 – Diğer insanların düşüncelerini, isteklerini ve sözcüklerini onurlandır. Başka birinin sözünü asla kesme, alay etme ya da taklidini yapma. Herkese kişisel ifadeleri için izin ver.
8 – Başkalarına asla kötü bir şekilde konuşma. Evrene bıraktığın negatif enerji, sana katlanmış olarak geri döner.
9 – Herkes hatalar yapar. Ve tüm hatalar bağışlanabilir.
10 – Kötü düşünceler zihinsel, bedensel ve ruhsal hastalıklara neden olur. İyimser ol.
11 – Doğa bizim için değildir, o bizim bir parçamızdır. Onlar senin dünyasal ailenin parçalarıdır.
12 – Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Onların yüreklerine sevgi ek ve bilgelik ve hayatın dersleriyle sula. Onlar büyürken, onlara büyümeleri için yer bırak.
13 – Başkalarının kalplerini incitmekten kaçın. Verdiğin acının zehiri sana geri döner.
14 – Her zaman dürüst ol.
15 – Kendini dengede tut. Senin Zihinsel ben ‘in, Ruhsal ben ‘in, Duygusal ben ‘in ve Fiziksel ben ‘in – hepsinin güçlü, saf ve sağlıklı olmaya gereksinimi var. Zihnini güçlendirmek için bedenini çalıştır. Duygusal rahatsızlıkları iyileştirmek için ruhsallıkta büyü.
16 – Kim olacağını ve nasıl davranacağını belirlerken bilinçli kararlar ver. Kendi eylemlerinin sorumluluğunu üzerine al.
17 – Başkalarının mahremiyetine ve kişisel yerlerine saygılı ol. Başkalarının kişisel eşyalarına dokunma – özellikle kutsal ve dini eşyalarına. Bu yasaktır.
18 – Önce kendine karşı dürüst ol. Önce kendini besleyemezsen ve kendine yardım edemezsen, başkalarını besleyemezsin ve onlara yardım edemezsin.
19 – Başkalarının dini inançlarına saygı göster. Kendi inancını başkalarına kabul ettirmeye çalışma.
20 – İyi talihini başkaları ile paylaş. Yardım kurumlarına bağışta bulun, şefkatli ol.

13 Ağustos 2017 Pazar

KARARSIZLIK

Profesör elinde bir Fare ve kutu ile salona girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu ve kutuyu kapattı. Salona dönerek: “Bu kutuya iki gün kimse dokunmasın!” dedi ve salondan çıkıp gitti.
Salondaki öğrenciler olaya bir anlam verememişlerdi. Ne olacağını merak ederek iki gün beklediler.
İki gün sonunda profesör salona girdi ve kutuya yaklaşarak açtı. Kutunun içindeki fare ölmüştü. Sınıfa dönerek farenin neden ölmüş olabileceğini sordu.
– Havasızlıktan…
– Açlıktan…
– Susuzluktan…
Her öğrenci olabilecek ihtimalleri saymıştı. Profesör kutuyu havaya kaldırıp içini öğrencilere gösterdi. Kutunun her tarafı kemirilmiş vaziyette idi.
– Görüyorsunuz değil mi? Fare anlaşılan çıkmak için çok mücadele etmiş. Bunu kutunun içindeki vaziyetten anlıyoruz.
Şu var ki fareyi sizin dediğiniz gibi ne havasızlık nede açlık öldürdü.
Fareyi asıl kararsızlık öldürdü!
Fare kutunun her yerini parçalayıp çıkacağına sadece bir köşesini parçalasaydı ve bunda da kararlı olsaydı çıkıp kurtulacaktı.
Hayatta zaman zaman kararsızlığa düşeriz. “O mu, bu mu?” derken bizim için en kıymetli varlık olan zamanı tüketmiş buluruz kendimizi. Hedeflerimizi çok iyi belirlemeliyiz.
Hayat kararsızlık içerisinde yüzecek kadar uzun değil.
“Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur, onu seyrederim. Adam belki yüz kez vurur taşa. Ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturmaz. Sonra birden, sözgelimi yüzbirincide taş ikiye ayrılıverir. İste o zaman anlarım ki; taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir."
Başarı, almış olduğumuz kararların gerçekleşmesi uğruna verdiğimiz ısrarlı mücadeleden sonra gelir.
Kamil AKDOĞAN

8 Ağustos 2017 Salı

Deniz Olmak İstiyorsan!

Bir çocuğun ayakkabısı denize düşer ve kaybolur... Sahilde kumların üzerine şöyle yazar... 
BU DENİZ HIRSIZDIR...
Biraz ötede bir balıkçı, ağına yakalanmış çok miktarda balığı kıyıya çeker ve kumlara şöyle yazar;
BU DENİZ CÖMERTTİR...
Bir genç denizde boğulur...
Acılı, ağıt yakan annesi kumlara şöyle yazar;
BU DENİZ KATİLDİR...
İhtiyar bir balıkçı koca bir inci barındıran istiridye çıkarır denizden ve kumlara şöyle yazar;
BU DENİZİN GÖNLÜ ÇOK ZENGİNDİR...
Bir dalga gelir ,
Sahilde yazılı tüm yazıları siler...
Deniz sükûnet ve huşu içinde seslenir;
“Eğer deniz olmak istiyorsan, Başkalarının söylediklerine, Çok da önem vermeyeceksin.”