Huber ve semer !Fransa İmparatoru III. Napolyon’un eşi İmparatoriçe Eugenie, 1869’un Ekim ayında İstanbul’a gelir…Amacı,Sultan Abdülaziz’in Fransa ziyaretini iade etmektir.Sultan Abdülaziz, İmparatoriçe’nin nedimesi için Tarabya’da bir köşk yaptırıp hediye eder.Nedime Hanım bu köşkü o kadar beğenir ki Eugenie ile birlikte Fransa’ya dönmez…Görevden azlini isteyip burada kalır ve uzun süre bu köşkte yaşar.Köşk, daha sonra Fransız Sefarethanesi’nin mülkiyetine geçer.***Sultan II. Abdülhamid ‘in iktidarındaAlman silah üreticileriülkemizi mesken tutar…Çünkü Osmanlı, ballı müşteridir!Silah üreticisi Krupp firmasının temsilcisiJoshep ve Aguste Huberkardeşler de bu baldan nasiplenir.Sattıkları silahlardan aldıkları komisyonlar sayesindekısa sürede bir hayli zengin olurlarve1898’de o köşkü satın alırlar.Köşkün adı artık Huber Köşkü’dür…Burada 20 yıl kadar yaşayan Huber ailesi, Birinci Dünya Savaşı’nın ardındanİstanbul’un işgali gündeme gelince şehri terk etmek zorunda kalır.***1922’de köşkün tapusu önce Mahmut Nedim Bey’e,hemen sonra da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın soyundan gelenMısır Hidivi Hüseyin Kamil Paşa’nın kızı Prenses Kadriye’ye geçer…Ancak Prenses Kadriye, çok beğendiği köşkte uzun süre oturamaz.Bir rivayete göre boğazın nemli havası prensese dokunur.Köşk bu yüzden 1928’de Fransız Katolik Lisesi Notre Dame de Sion’a kiralanırve 1970’lere kadar Levantenleri ve renkli misafirleri ağırlar.Köşkün tapusu,rahibeTherese Clement ve Marie Aimee Odent’egeçer.1973’te bir kez daha el değiştiren köşkün yeni sahibiBoğaziçi İnşaat Turizm Anonim Şirketi olur.Restorasyon izni verilmediği için yaklaşık 15 yıl boş kalan köşk, 1988’de kamulaştırılır.Çünkü 12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren,İstanbul’da kendisi için bir yazlık istemiştir ve bu köşk tam da onun istediği gibidir.***Kamulaştırıldıktan sonra köşkün bahçesine önce bir havuz yapılır,sonra 20 daireli personel lojmanı ile 150 kişilik güvenlik binası inşa edilir…Yabancı devlet başkanlarının ağırlanacağı ve büyük resepsiyonlarınverileceği tamamlayıcı mekanlar da2000 yılında devreye girer…Yerleşke bugün Cumhurbaşkanlığı Konutu,Yabancı Devlet Başkanlıkları Konukevi,Resepsiyon Alanları,Misafirhane ve Sosyal Merkez bölümlerinden oluşmaktadır.***Neden mi bu kadar uzun,uzun anlattım Huber Köşkü’nü?Söyleyeyim:Bu köşkü bugüne kadar beş cumhurbaşkanı kullandı:Evren, Özal,Demirel, SezerveGül…Önceki dört cumhurbaşkanının dördü de görev süreleri bittiğindenasıl Çankaya’yı boşalttılarsa, Huber’i de boşaltıp kendi özel mülklerine gittiler.Bir tek Gül gitmedi!O gideceğine tersi oldu;“cumhurbaşkanlığı forsu”gitti.Peki;yeni Cumhurbaşkanı Erdoğanyaz aylarında nerede çalışacak?Onun yeri çoktan hazır;Kandilli’deki yeni sarayda yazlayacak!Bu yüzden Gül ailesi,yüzlerce görevlinin çalıştığı Huber’i babalarının çiftliği gibi tepe tepe kullanabilecek…( Doksanbeş personel ve Oniki adet araba ile beraber )***Ne diyeyim sevgili halkım?Sen böyle sessiz,tepkisiz,uysal oldukça…Birilerinin payınaHuberdüşer…Senin payına ise hep“semer”kalır.Dost gerçekleri,Düşman işine geleni,Deli ağzına geleni,Âşık içinden geçeni söylermiş...
11 Aralık 2014 Perşembe
Kiminin payına HUBER, kimilerinin payına SEMER düşer...
4 Aralık 2014 Perşembe
BİZUM TEMEL, PAPA HAZRETLERİNE KARŞI
Temel vatikanda gezerken upuzun bir kuyruk görür.
-"Nedir bu kuyruk..?" diye sorduğunda;
Kuyruğun diğer ucunun kiliseye uzandığını ve vatikan kilisesi
tarafından cennetin parça parça satıldığını,1000 dolar verenin de cennetten bir parça satın alabildiğini öğrenir.
Kuyruğun diğer ucunun kiliseye uzandığını ve vatikan kilisesi
tarafından cennetin parça parça satıldığını,1000 dolar verenin de cennetten bir parça satın alabildiğini öğrenir.
Kuyruğu takip edip kiliseye ulaşır, kapıdaki görevlilere
-"ben cehennemi satın almak istiyorum.." der.
-"Olmaz burada cehennem satışımız yok, cennetten bir parça almak
istiyorsan da sıraya gir.." derler.
Temel cehennemi almakta kararlıdır ve ısrarını da sürdürür.
Kapıda Temeli ikna edemeyen görevliler, içeride Papa'ya durumu anlatırlar.
-"ben cehennemi satın almak istiyorum.." der.
-"Olmaz burada cehennem satışımız yok, cennetten bir parça almak
istiyorsan da sıraya gir.." derler.
Temel cehennemi almakta kararlıdır ve ısrarını da sürdürür.
Kapıda Temeli ikna edemeyen görevliler, içeride Papa'ya durumu anlatırlar.
Papa gülerek;
-"Gidin sorun bakalım cehennemin tümüne ne kadar veriyormuş bu akılsız adam.." der.
-"Gidin sorun bakalım cehennemin tümüne ne kadar veriyormuş bu akılsız adam.." der.
Kapıya inip Temele sorarlar;
-"10.000 dolar veririm.." demiş.
Papa Temeli içeri çağırtır, hazırlattığı evrağı da Temele imzalatıp
10.000 dolarını da aldıktan sonra arkasından gülerek uğurlarlar.
Dışarı çıkan Temel, kapıda günlerdir cennetten bir parça satın almak için bekleyen binlerce kişiye elindeki belgeyi gösterip;
-"Eyyyy uşaklar; cehennemin tümünü ben satın aldım, artık cennet için uğraşmanıza gerek kalmadı, dağılabilirsin....." der
-"10.000 dolar veririm.." demiş.
Papa Temeli içeri çağırtır, hazırlattığı evrağı da Temele imzalatıp
10.000 dolarını da aldıktan sonra arkasından gülerek uğurlarlar.
Dışarı çıkan Temel, kapıda günlerdir cennetten bir parça satın almak için bekleyen binlerce kişiye elindeki belgeyi gösterip;
-"Eyyyy uşaklar; cehennemin tümünü ben satın aldım, artık cennet için uğraşmanıza gerek kalmadı, dağılabilirsin....." der
ve herkes dağılır...
Cennet satışları sıfırlayan Papa ve ekibi 10.000 dolara sattığı
cehennemi Temelden geri alabilmek için hala pazarlık etmekte,
son durum..;
cehennemi Temelden geri alabilmek için hala pazarlık etmekte,
son durum..;
Temel 10 milyon dolarda ısrarcı !
Haydarabad Nizamı
MEŞHUR ADAMLARIN MEÇHUL TARAFLARI- DALE CARNEGİE
Trc: ÖMER RIZA DOĞRUL
Bu adam, ne çok titiz bir kimse olan Morgan, ne de çok mutedil bir adam olan mıster Rockefeller, ne de otomobillerile mütemadiyen vızıldıyan mister Ford’tur.
Hayır, dünyanın en zengin adamı ömründe piyasa işler ile meşgul olmamıştır. Ömründe Amerika’nın Wall Street’ini (Ticaret ve borsa merkezi) görmemiş ve Amerikalıların çoğu da onu tanımazlar.
Adı: Nizam Osman Ali Han Behadır Fetih Genç Asaf Cah. Fakat kısaca Haydarabat Nizamı diye maruftur ve asırlarca önce Hayber Geçidini aşarak Hindistanı zapteden Türk — Moğol imparatorlarına mensuptur. Ve Hindistan’ın en zengin ülkelerinden birinin mutlak hükümdarıdır.
Servetiyle ne yapar?
Evvelâ muhteşem bir sarayı vardır ve sarayın hizmetleriyle meşgul olan yüzlerce erkek ve kadın göze çarpar. Fakat Haydarabat Nizamının bir tek karısı vardır. Ve onun başka bir kadına iltifat ettiği görülmemiştir. Onun zevcesi, perdeleri çekilmiş bir otomobil ile dolaşır ve bir kimse de yüzünü görmez. Sarayında birçok kadınlar bulunmasının sebebi, bu hareme babasından tevarüs etmiş olmasıdır. Babası ise yirmi üç sene evvel vefat etmişti. Bu harem kızları, yirmi üç sene evvel birer Jean Harlow olabilirlerdi. Fakat artık bunlardan birinin de Atlantiği geçip bir güzellik müsabakasına girmesine imkân kalmamıştır. Çünkü seneler hepsini de tahrip etti. Nizam Hazretleri bunların hepsiyle mukayyettir ve harem ağalarının harem dairesine girmelerine müsaade etmez ve şüphe yok ki isabet eder.
Dünyanın en zengin adamı her sabah şafakla uyanır. Fakat yatağından sıçrayıp, çıngıraklı saatini susturmaz. Onu uykusundan uyandırmağa memur olan bir musiki heyeti vardır. Ve bunlar musiki çaldıkları sırada Nizam da uykudan uyanır ve ilk iş olarak abdest alır, sonra seccadesini yayar ve namazını kılar, dualarını eder, kalbinin bütün iştiyaklarını dualarına sığdırır ve güneş Haydarabat ufuklarında yükselirken seccadesinin başından kalkar.
Vazifeleri kendi giyimiyle meşgul olmak olan dört adamı vardır ve bunlardan herbiri Nizam Hazretlerinin elbiselerinden bir kısmı ile meşgul olur. Meselâ içlerinden biri yalnız pantolon mütehassısıdır. Bu adam, Nizamın meselâ gömleği ile meşgul olmağa davet edilirse kendine hakaret edildiğine zahip olur. Ve bu adam Nizam Hazretlerinin pantolonunu giydirdikten sonra ertesi sabaha kadar istirahat etmek hakkını haizdir.
Nizam, mutlak bir hükümdardır ve on beş milyon tebea üzerinde her hükmü yürüyen bir adamdır. Avamın birçoğu onu gördükleri zaman derhal secde ederler ve onun geçmesini beklerler.
Her sabah muattar sularla yıkanan Nizam, dişlerini yıkamak için macun kullanmaz, misvak kullanır ve kahvaltısını ancak uyandıktan dört saat sonra tenavül eder. Onun kahvaltısı bir nevi kuşluk yemeğidir. Nizam kajı ve veya çay içmez, bütün içkisi süt ve sudur.
Kahvaltısını altın tabak ve çanaklar içinde tenavül eden Nizam, yığın yığın yemek çeşitleriyle karşılaşır. Ona muhtelif çorbalar, kaynatılmış, yarım kaynatılmış, tereyağlına kırılmış yumurtalar takdim edilir, en nadir kuşlar onun için tutulur ve etleri ona sunulur.
Âdeti, beyaz ipekten yapılma, altın sırma ile işlenmiş bir ceket giymektir. Boynunun etrafına inci ve elmas dizileri geçirir. Maamafih onun herkes ortasında siyah ve lekeli bir elbise ile görüldüğü de olur.
Vazifesi Nizamı traş etmekten ibaret olan berberi de bulunmakla beraber nice nice defalar saçını taramadan ve sakalını traş etmeden herkesin ortasına karıştığı görülür.
Haydarabat Nizamının Öyle birtakım sandalyeleri, divanları, arabaları, hattâ topları vardır ki halis altından dökülmüştür ve zümrütlerle, yakutlarla işlenmiştir. Bu altından toplarla gülle atmağa imkân bulunmadığı gayet tabiîdir. Çünkü çok yumuşaktırlar, fakat bunlar ziyaretçiler üzerinde kuvvetli bir tesir bırakmaktadır.
Nizamın bütün bu serveti nereden mi topladığım merak ediyorsunuz? Anlatayım. Bir kere bunun büyük bir kısmı, dünyanın en meşhur mücevherlerini çıkaran Goikonda madenlerinden çıkmıştır. İngiliz prenseslerinden Mary’nin kullanmakta olduğu“Kûhi Nur,, gibi büyük ve parlak elmas burada bulunmuştu. Bir sürü kanlı hâdiselere sebep olduğu söylenen Hope elmasıbüyüklüyle şöhret bulan ve Büyük Katerina’nın hâkimiyet asasınıtezyin eden Orloff elması da buradan çıkmıştı.
Nizam bu inanılmaz servete sahip olmakla beraber, yarım da düşünür ve tutumlu davranır bir adamdır. Meselâ büyük ziyafetler vermekle beraber misafirlerin de nakdî kıymeti haiz hediyeler getirmeleri de beklenir. Ara sıra beş yüz misafiri ağırlayan Nizamın adam basma on dolarlık hediye alırsa neticenin, ne tutacağınıhesaplayabilirsiniz.
Nizam, alışveriş için çarşıya muntazaman çıkar, yiyeceği şeyleri tadar. Ve her ne zaman bir şeyi beğenirse, mahallî âdet, onun kendisine bedava hediye edilmesini icap ettirir. Onun için Nizam çarşıdan geri döndüğü zaman yığın yığın hizmetçiler, bir para bile sarfına lüzum bırakmayan denk denk eşya ile dönerler. Kendisibazen bu şeyleri dostlarına gönderir, fakat herşeyin sapından değerini gösteren bir etiket sarkar ve o dost da bu şeyi kabul etmek şükranını bedelini ödeyerek ifa eder.
On iki sene evvel Nizam şiir divanını neşredeceğini ilân etti. Ucuz nüshaların bedeli yirmi dolar, çok nefis tabolunan nüshalarsa yüz dolar mukabilinde satılacaktı. Haydarabat aristokratlarından hiçbiri bu şahane eseri almaktan imtina etmediği için, kitabın intişarından evvel bile bütün nüshaları tükenmişti. Fakat seneler geçtiği halde eser intişar etmedi ve paralar da sahiplerine iade olunmadı.
Nizam mükemmel. İngilizce konuşur, filler sırtına binerek kaplanlar avlar, kulaklarına küpe takar ve aziz karısına cep harçlığı olarak her ay iki yüz dolar verir. Kendisi ise somyasız bir yatakta yatar.
Bu yazı 1940 yılında yazıldı. DEVAMINI BURADAN OKUYUN
Kaynak: Dale Carnegie, Meşhur Adamların Meçhul Tarafları,Trc: Ömer Rıza Doğrul, Muallim Ahmet Halit Kitabevi, 1940- İstanbul
Kaynak:http://ismailhakkialtuntas.com/2014/11/28/nizam-hayderabad/
21 Kasım 2014 Cuma
40 ŞAHİT
Kadı Efendi’nin biri 40 altın rüşvet istemeye racon keser, usulünce verir mesajını davacıya:
-"Oğlum 40 şahit gerek sana!"
Davacı da o yolun yolcusu, yol-yordam bilir yani. Kırk dilimden oluşan bir tepsi baklava yaptırır, her dilimin altına bir altın koyar ve getirir mahkemeye. Mübaşir de uyanık, keser önünü:
-"Nereye? Bu nedir?"
-"Kadı Efendi’nin ağzı tatlansın diye getirdim, müsaade et, içeri götüreyim..."
-"Kadı Efendi meşgul şimdi, sen ver bana, ben sonra teslim ederim."
Davacı gider, mübaşir bir dilim yemek ister, bakar altında bir altın, onu alır, bir dilim, bir dilim daha, dört tane götürür... Tepsiyi şöyle bir sallar boşlukları doldurur, Kadı’ya götürüp teslim eder.
Duruşma günü gelir. Kadı der ki davacıya:
-"Evladım dört şahit noksan, onlar nerede?"
Mübaşir bakar ki foyası çıkacak, hemen atılır:
-"Kadı Efendi, şahitlerin dördü çok yaşlı ve hasta idi yukarıya sizin yanınıza çıkmaya zorlanıyorlardı, onların ifadesini ben aldım aşağıda."
-Haa tamam o zaman, der Kadı ve iş tatlıya bağlanır.
....
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/hayganus-guzinin-altinlari-31876yy.htm
17 Kasım 2014 Pazartesi
BİR KURDUN HİKAYESİ
Avcılar bir
kurdu fena halde sıkıştırmıştır. Kurt ormanda oraya buraya
kaçmakta,
ancak peşindeki avcıları bir türlü ekememektedir. Canini kurtarmak
için deli
gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla
tarlasına
girmektedir.
Kurt adamın
önüne çöker ve yalvarmaya başlar: "Ey insan ne olur yardim et
bana,
peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardim etmezsen
biraz sonra
yakalayıp öldürecekler.
"Köylü
bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar, kurda içine
girmesini
söyler. Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam
eder. Birkaç
dakika sonra da avcılara rastlar.
Avcılar
köylüye bu civarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar, köylü
"görmedim"
der ve avcılar uzaklaşır. Avcıların iyice uzaklaştığından emin
olduktan
sonra köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı
salar.
"Çok teşekkür ederim" der kurt, "Bana büyük bir iyilik
yaptın"
"Önemli
değil" der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye baslar.
"Bir
dakika" diye seslenir kurt: Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum,
çok bitkin
düştüm, açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım ve
burada da
senden başka yiyecek bir şey yok." Köylü şaşırır: "Olur mu, ben
senin
hayatini kurtardım."
"Yapılan
iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey
yoktur"
der kurt. "Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni
yemek
zorundayım."
Bir süre
tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç kişiye
bu konuyu sormaya
ve ona göre davranmaya karar verirler. Karşılarına önce
yaşlı bir
kısrak çıkar.
"Ne
vefası?" der kısrak, "Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını
çektim,
taylar doğurdum, gezdirdim. Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda beni
böylece
kapıya koydu..."
Bir sıfır
öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar.
"Ben
hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim" der köpek, " yıllardır
sadakatle
hizmet ederim sahibime koyunlarını korurum, yabancılara
saldırırım,
ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur..."
Kurt köylüye
döner, "İşte gördün" der. Köylü de son bir çabayla "Ama üç
diye
konuşmuştuk, birine daha soralım , sonra beni ye" diye cevap verir.
Bu kez
karşılarına bir tilki çıkar. Başlarından geçenleri, tartışmalarını
anlatırlar.
Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için
keyiflenir.
"Her şeyi anladım da" der tilki "Bu küçücük torbaya sen nasıl
sığdın?
" Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar: "Gözümle
görmeden
inanmam..."
İşin sonuna
geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez, tilki köylüye
işaret eder
ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar. Köylü eline bir taş alır
ve
"Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık" diyerek torbanın içindeki
kurdu
bir süre
pataklar. Sonra tilkiye döner "Sana minnettarım beni bu kurttan
kurtardın
" der. Tilki de "Benim için bir zevkti" diye cevap verir.
O an
köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır , bu kürkü satarsa
alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup
tilkiyi
öldürür. Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter:
"Haklıymışsın
kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş...
10 Kasım 2014 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
